bddk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bddk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2013 Çarşamba

Tüm Şubeleri Kapattı Krediler Adrese Teslim



Bank Pozitif, tüm şubelerini kapatarak, bireysel kredileri sadece internetten kullandırdı.

Ekonomi Servisi

 - Sermayesinin yüzde 70’i İsrail ’li Bank Hapoalim’in, yüzde 30’u ise Cıngıllıoğlu Ailesi’ne ait olan Bank Pozitif, tüm şubelerini kapatarak, bireysel kredileri sadece internetten kullandırdı. Kurumsal ve bireysel bankacılık alanlarında faaliyetlerini sürdüren Bank Pozitif’in Genel Müdürü Hasan Akçakayalıoğlu, varolan 14 şubenin tamamını kapattıklarını ve bireysel kredileri sadece internet kanalından verdiklerini söyledi.

10 Bin Müşterisi Var

 2009’da 14 şubeye kadar çıktıklarını fakat 2011’in sonunda konsepti değiştirdiklerini ifade eden Akçakayalıoğlu, “Şubesiz yapıya yöneldik. Şu anda 1 şubemiz var ama o da genel merkez. Yani aslında sıfır şube var. Bütün operasyonlar tek merkezden yönetiliyor. Teknoloji kanalına ağrılık verdik. Küçük ölçekli bireysel kredilere yöneldik” dedi. Bankanın yeni dönemiyle ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan Akçakayalıoğlu, “Belli alanlara yoğunlaşıp o alanlarda etkin çözümler sunmak istiyoruz. Bu yüzden pazar payı ya da bilanço büyüklüğü gibi hedeflerimiz yok. Kurumsal ve bireysel kredilerde aktif olacağız. Bireysel kredilerde de sadece internet üzerinden başvuruları alacağız” dedi. Şu anda bireyselde 160 milyon lira olmak üzere toplam 1.3 milyar lira kredi büyüklüğüne sahip olduklarını belirten Akçakayalıoğlu, “Bu sene bireysel kredilerde yaklaşık yüzde 20 büyüme ile 200 milyon liraya çıkmayı planlıyoruz. Toplam kredilerde de yüzde 6-7 aralığında büyüme planımız var” dedi.Kredi talep eden tüketicinin internetten kredi başvurusunu yaptığını ve bu başvurunun değerlendirilmesinin ardından kabul edilmesi durumunda müşterinin istediği yer ve zamanda buluşulduğunu vurgulayan Akçakayalıoğlu, “Bu başvuru yeri genellikle ev ya da işyerleri oluyor. Ya da buralara yakın yerler. Müşteri gerekli belgeleri okuyup imzaladıkton sonra kredi hesabına yatırılıyor. Yani adrese teslim kredi” dedi. Şu anda 10 bin bireysel müşterinin bulunduğunu kaydeden Akçakayalıoğlu, müşteri sayısını 20 bine çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Ayda 50-60 Bin Başvuru

 Yapılan başvurulara karşı onay oranının yüzde 4-5 olduğunu bildiren Akçakayalıoğlu, ayda 50-60 bin başvuru aldıklarını vurguladı. Başka bankalardan da süreci öğrenmek için başvurular olduğunun altını çizen Akçakayalıoğlu, pazara sunma aşamasında oldukları kredi kartları ile de 200-250 bin müşteri hedefleri olduğuna dikkat çekti. Bireysel kredilerin yüzde 60-70’ini geçen yıl verdiklerini vurgulayan Akçakayalıoğlu, KOBİ tarafında faaliyetlerinin olmadığını söyledi. Şu anda çalışan sayısının 150 olduğunu hatırlatan Akçakayalıoğlu, mevduat toplama izni almak için BDDK ’ya başvurma niyetlerinin olduğunu ifade etti. İsrail ile yaşanan politik gerilimlere rağmen, ticari ilişkilerin aksamadığına dikkat çeken Akçakayalıoğlu, “Siyasi krizin zirve yaptığı 2011’de, iki ülke arasındaki ticaret hacminde de rekor kırıldı” dedi.

Bu sene yurtiçinde 200-250 milyon TL tahvil ihracı gerçekleştirmeyi hedeflediklerini belirten Akçakayalıoğlu, “Eurobond ihracında da daha önce temin ettiğimiz 450 milyon dolarlık bir kaynağımız var. 150 milyon dolar eurobond ihracını da bu hafta tamamlamayı planlıyoruz. Bununla 600 milyon dolarlık bir hacim yaratmış olacağız” dedi.
Yurtdışı faaliyetleri ile ilgili bilgi de veren Akçakayalıoğlu, Kazakistan’da tamamı Bank Pozitif’e ait olan bir iştirakleri olduğunu belirterek, buradaki bankanın 115 milyon dolar civarında bir aktif büyüklüğü olduğunu ve bunu 125-130 milyon dolara çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti.
Üçüncü çeyrek sonu itibariyle 1.8 milyar lira aktif büyüklüğe sahip Bank Pozitif 485 milyon lira konsolide özkaynak büyüklüğü bulunuyor. Toplam 150 çalışanı bulunan bankanın konsolide sermaye yeterlilik oranı yüzde 26.48 seviyesinde, takibe dönüşen kredi oranı da yüzde 2.85 oranında bulunuyor.

En uygun konut kredisi için konut kredisi hesaplama aracı kullanılarak, istenilen kredi tutarı ve vadede göre bütçeye uygun taksit miktarları hesaplanabilir.

En Uygun Konut Kredisi Hangi Bankada? Bankaları Karşılaştırın

27 Kasım 2012 Salı

Krediler Bir Haftada Yüzde 0,71 Arttı

Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 1 haftada yüzde 0,71 oranında artarak 16 Kasım itibariyle 778 milyar 2 milyon liraya ulaştı. Kredi hacmi 9 Kasım'da 772 milyar 510 milyon lira düzeyindeydi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) haftalık bültenine göre, 16 Kasım2012 itibarıyla mali kesime verilen kredilerin toplamı bu dönemde yüzde 0,71 oranında azalarak, 14 milyar 612 milyon lira oldu.

Bankacılık sektörünün mali kesim hariç toplam kredi hacmi de 709 milyar 234 milyon lira olarak belirlendi. Söz konusu rakam 9 Kasım'da 703 milyar 910 milyon lira idi.

Mali kesim hariç sektörün spot kredi toplamı ise bir haftada yüzde 0,07 oranında artarak 88 milyar 567 milyon lira oldu.

Tüketici Kredileri

Katılım bankaları dahil, mali kesim hariç tüketici kredileri ise yüzde 0,27 oranında arttı. Tüketici kredileri söz konusu dönemde 188 milyar 61 milyon liradan 188 milyar 574 milyon liraya yükseldi.

Tüketici kredilerinin 83,3 milyar lirası konut, 7,7 milyar lirası taşıt, 65,6 milyar lirası ihtiyaç, 32 milyar lirası da diğer kredilerden oluştu.

Bir haftalık süreçte taksitli ticari krediler toplamı da 83 milyar 416 milyon liradan 84 milyar 106 milyon liraya yükseldi. Taksitli ticari kredilerdeki artış yüzde 0,83 oldu.

Bireysel kredi kartları kullanım tutarı ise 16 Kasım itibarıyla 68 milyar 218 milyon lira olarak hesaplandı. 9 Kasım'da 68 milyar 401 milyon lira olarak hesaplanan söz konusu tutar, bir haftalık süreçte yüzde 0,27 oranında düşüş gösterdi.

BDDK verilerine göre, 16 Kasım'da taksitli bireysel kredi kartı harcamaları 36 milyar 294 milyon lira, taksitsiz bireysel kredi kartı harcamaları ise 31 milyar 924 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.

Haber7

En Uygun Konut Kredisi Hangi Bankada? Bankaları Karşılaştırın.

20 Kasım 2012 Salı

Kredi Masraflarına 3.2 Milyar Lira Ödedik

Bankaların, kullandırdıkları krediler üzerinden aldıkları ücret ve komisyon tutarı, bu yılın ocak-eylül döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artarak 3 milyar 242 milyon liraya ulaştı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ( BDDK ) verilerinden derlenen bilgilere göre, bu yılın 9 aylık döneminde bankaların elde ettiği faiz dışı gelir, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,6 azalarak 19 milyar 997 milyon lira oldu. Faiz dışı gelirler içinde kredilerden alınan ücret ve komisyonların payı yüzde 16 olurken, söz konusu gelir, geçen yılın 9 ayına göre yüzde 15 artarak 3 milyar 242 milyon liraya çıktı.

Eylül sonu itibariyle nakdi krediler üzerinden alınan ücret ve komisyonların tutarı 1 milyar 894 milyon lira, nakdi olmayan krediler üzerinden alınanların tutarı da 1 milyar 347 milyon lira olarak hesaplandı. Bankaların verdikleri hizmetler üzerinden elde ettikleri gelir de geçen yılın ocak-eylül dönemine göre yüzde 11 artarak, 10 milyar 869 milyon liraya ulaştı. Bankacılık hizmetlerinden elde edilen gelirin, toplam faiz dışı gelirler içindeki payı yüzde 54,4 oldu.

Eylül sonu itibariyle aktiflerin satışından elde edilen gelirler 411 milyon lira, kâr payı dışındaki diğer faiz dışı gelirler 4 milyar 224 milyon lira, alınan kâr payları da 1 milyar 251 milyon lira oldu. Toplam faiz dışı gelirlerdeki azalışta, aktiflerin satışından elde edilen gelirlerdeki gerileme etkili oldu

AA

En Uygun Konut Kredisi Hangi Bankada? Bankaları Karşılaştırın.

Kartta Döviz Borcu Kalana Çile Vergisi


BAZI bankalar, Merkez Bankası’nın 12 yıl önce uygulamaya koyduğu bir genelgeyi öne sürüp, gününde kapatılmayan ya da bir bölümü kapatılan döviz cinsi kredi kartı borçlarına borcun tamamı üzerinden yüzde 15 oranında KKDF yansıtmaya başladı. Kart kullanıcılarında şok etkisi yaratan bu uygulama için Maliye yetkilileri, “Bu yorum farkı bankaların işgüzarlığı” dedi.

MERKEZ Bankası’nın 2000 yılında yayınladığı genelgeyi, 12 yıl geçtikten sonra uygulama kararı alan bazı bankalar, gününde kapatılmayan döviz cinsi kredi kartı borçlarına, borcun tamamı üzerinden yüzde 15 oranında Kaynak Kullanım Destekleme Fonu (KKDF) yansıtmaya başladı. Yurt dışı harcamalarını döviz cinsinden ödemeyi seçen kredi kartı kullanıcılarında şok etkisi yaratan bu uygulama, Maliye’yi de şaşırttı. 

Maliye, kredi kartı müşterilerine SMS’le duyurulan uygulamayı, bankaların işgüzarlığı olarak değerlendirdi. Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi yetkilileri, yüzde 15’lik KKDF’nin sadece tüketici kredilerini kapsadığını söyleyerek, “Kapsamında kredi kartları bulunmuyor. Bazı bankalar bunu farklı yorumlayarak, kredi kartlarına da yansıtıyor. Oysa bizim böyle bir uygulamamız yok” açıklamasında bulunuyor.

Kalan Borca Yüzde 3 

Maliye Bakanlığı, Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 2002 yılında aldığı kararla, 10 yıldan bu yana konut hariç bireysel kredilere KKDF uygulanıyor. Kaynak Kullanım Destekleme Fonu da, Türk lirası cinsinden kredilerde faizin, döviz kredilerinde ise kredi tutarının tamamı üzerinden yüzde 15 oranında yansıtılıyor. Maliye’nin tüketici kredilerine yönelik aldığı bu kararın kapsamında kredi kartları bulunmuyor. Gelir İdaresi yetkilileri de yüzde 15’lik fon uygulamasının sadece kredileri kapsadığını, kredi kartlarına yönelik KKDF oranının yüzde 3’le sınırlı olduğunu söyleyerek, bunu doğruluyor.
Böyle olunca da sorun, Merkez  Bankası’na bağlı Bankacılık Genel Müdürlüğü’nin Bankacılık İşlemleri Müdürlüğü tarafından 2000/6 sayılı genelgesinde düğümleniyor. Merkez Bankası’nın 12 yıl önce yayınladığı bu genelge, kredi kartı taksitlendirmeleri ile kredi kartından yapılan nakit avans çekimlerinin de tüketici kredisi olarak sayıyor. Bazı bankalar, Merkez  Bankası’nın genelgesini göz önüne alarak, kredi kartı harcamalarını taksitlendiren ya da nakit avans çeken kart kullanıcılarına yüzde 15 oranındaki Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu’nu yansıtma yoluna gidiyor.
KKDF’nin Türk lirası kredilerde sadece faizin yüzde 15’i oranında uygulanması, TL cinsinden kredi kartıyla yapılan alışverişlerin taksitlendirilmesinde çok önemli bir fark oluşturmuyor. Ancak iş, döviz cinsinden yapılan alışverişlerin taksitlendirilmesine gelince değişiyor. Bu kez, yüzde 15 oranındaki KKDF, taksitlendirilen ya da nakit çekim gerçekleştirilen kredi kartı borcunun tamamına yansıyor. Böyle olunca da, borcun büyük kısmını kapatılsa bile, yapılan alışverişin tamamı üzerinden KKDF ödemek zorunda kalınıyor.

TL’ye Geçin Mesajı

Oysa, kredi kartı kullanıcıları yurt dışında yaptıkları alışverişlerde bankaların ekstrelerine yansıttıkları kur farklarından etkilenmemek için TL yerine döviz cinsinden ödeme yapma yolunu tercih ediyordu. Şimdi, yüzde 15’lik KKDF uiygulamasında bulunan bankalar, kredi kartı harcamalarını döviz cinsinden ödeme yoluna giden müşterilerine tek tek SMS mesajı göndererek, dolar ya da euro yerine TL cinsinden düzenlenen ekstreleri tercih etmeleri konusunda uyarıyor.

Maliye: Bankaların işgüzarlığı

MALİYE Bakanlığı Gelir İdaresi yetkililerine göre, bu uygulama bazı bankaların işgüzarlığından kaynaklanıyor. Yetkililer, Maliye’nin yüzde 15 oranındaki KKDF uygulamasının kapsamında, kredi kartlarının bulunmadığına dikkat çekerek, “Yüzde 15’lik KKDF uygulaması sadece kredileri kapsıyor. Bu da, Türk lirası kredilerde faiz tutarı, döviz cinsi kredilerde de kredi tutarı üzerinden hesaplanıyor. Bazı bankaların bunu kredi kartlarına da yansıtması, yorum farkından kaynaklanıyor. Kredi kartıyla yurt dışında yapılan alışverişlerin tamamı gününde kapatılmadığı taktirde, bu alışverişleri kredi kullanılarak yapılmış alışveriş olarak değerlendirerek, borcun kalan kısmına yüzde 3 oranında yansıtmaları gereken KKDF’yi borcun tamamına yüzde 15 oranında yansıtarak, kredi kartı kullanıcılarından tahsil ediyor” yanıtını veriyor. 

Hürriyet

BDDK Başkanı Öztekin,Soruları Yanıtladı

BDDK Başkanı Öztekin, soruları yanıtladı:''İş dünyamızın da bazı alışkanlıklarını değiştirip, uzun vadeli yatırımlarını ve büyüme stratejilerini sermaye piyasası araçlarına yönlendirmesi gerektiğini düşünüyorum''

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, iş dünyasının bazı alışkanlıklarını değiştirip, uzun vadeli yatırımlarını ve büyüme stratejilerini sermaye piyasası araçlarına yönlendirmesi gerektiğini belirtti.

Ekonomi Gazetecileri Derneği Buluşmalarına katılan Öztekin, sunumunun ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, ''Mevduatın vadesini uzatmak için ne tür teşvikler verilecek-'' sorusuna Öztekin, ''Bu konuda ekonomi yönetimi harıl harıl çalışıyor. Mevduatın vadesi kısa değil. Görünümü değiştirmek ekonomideki iyileşmeye bağlı. Vadenin daha da uzaması arzumuz'' cevabını verdi.
  
Öztekin, bankaların mevduat faiz oranlarını belirleme noktasında Rekabet Kurumunun çalışması bulunduğunu da anımsattı.

''Şirketler kredi alamamaktan yakınıyor, bunun için kanun değişikliği olacak mı-'' sorusu üzerine ise Öztekin, ''İş dünyasının her zaman en büyük sıkıntısı yeterince kredi alamamaktır. Bu iş dünyasıyla beraberce çözülmesi gereken sorunlardan biridir. Sermaye Piyasası dediğimiz bir piyasa var. Halka arz noktasında SPK oldukça iyi imkanlar sunuyor. İş dünyamızın da bazı alışkanlıklarını değiştirip, uzun vadeli yatırımlarını ve büyüme stratejilerini sermaye piyasası araçlarına yönlendirmesi gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu.

Kurumsallaşma ihtiyacına dikkati çeken Öztekin, ''Kurumsallaştığımız takdirde sıkıntı yaşamayacağız. SPK'nın düzenlemesi de buna yönelik. Bankacılık Kanunu'nda ihtiyaç olduğunda da değişiklik yapılabilir. Sorun çözme açısından bankalarımıza yardımcı oluyoruz'' dedi.

Öztekin, Türkiye'deki konut kredisi faiz oranlarına ilişkin soruyu da, ''Ben 25 yıllık bankacıyım, yüzde 100'ün altındaki faizi son 10 yılda gördüm. Rekabet ortamının artması ve bankacılık aktifinin büyümesi faizleri indirecek, sektörün büyümesine katkı sağlayacak. BDDK'nın yetki alanına rekabet unsuru girmiyor. Faizleri indirme imkanımız yok. Komisyonlarla ilgili yetki deMerkez Bankasına ait. Biz her türlü iş birliğine açığız'' şeklinde yanıtladı.
   
Karşılıksız Çeklerin Arttığı Aşikar
    
Öztekin, karşılıksız çeklere ilişkin soru üzerine de, ''Karşılıksız çeklerin arttığı aşikar ama oransal olarak sadece karşılıksız çekler artmıyor, protestolu senetler de artıyor. Bu aslında ekonomik döngüyle de ilgidir. Hapis cezası aslında caydırıcılık içerse de ekonomik döngünün önemli olduğunu düşünüyorum. Çek olmadığında senet veriliyor. Büyümenin geçen yıla nazaran yavaşlamasıyla da birebir alakalı olduğunu düşünüyorum'' dedi.
   
Kredi Katları Aidatlarıyla İlgili Şikayetlerde, Alan Bankaya 10 Katı, 20 Katı Ceza Kesiyoruz
    
Gelir dağılımı, banka ücret ve masraflara ilişkin yapmayı palanladıkları düzenlemeler ve BDDK bünyesinde kurulması planlanan hakem heyeti gibi konulara ilişkin de bilgi veren Öztekin, şunları kaydetti:

''Gelir dağılımı adil değil. Başka ülkelerde de var. Gelir adil dağıtılamamış. Kimse de aksini iddia etmiyor. 'Kredi kartı aidatlarında ise düzenleme yapılması lazım' dedik. 'Yapacağız' demedik. Kredi katları aidatlarının haksız olduğu yönünde yargısal kararlar var. Düzenleme yapma yetkisi bizde değil. Bize şikayet ulaştığı an, inceleme yapıp, alan bankaya 10 katı, 20 katı ceza kesiyoruz.

Müşterinin bankaya ilettiği sorunların önemli bir kısmının çözüldüğünü görüyoruz. Bu konuda hem ticaret bakanlığının hem de bizim Finansal İstikrar Komitesinin tüketici haklarını koruyucu bir kanun taslağı var. Tüketiciyi korumak hepimizin görevi. Komisyonlara gelince, bunlar faizin bir unsuru çoğu zaman. Bunları kaldırdığınız zaman sonucu faize yansıyabilir.''
    
Kredi Kartı Limitleri
    
Kredi kartları limitlerine ilişkin ise Öztekin, ''İlk ve ikinci yıl limit şartlarımız var. İlk yıl maaşının gelirinin iki katı, ikinci yıl gelirinin 4 katı ve ondan sona sınır kalkıyor. Bu limitler Kredi Kayıt Bürosunda (KKB) takip ediliyor. İlk ve ikinci yıl ihlal edilme şansı yok. Ondan sonra takibi yapılmıyor. Zaten sorun ilk iki yılda yaşanıyor. Kredi kartı bağımlılığını azaltmak hepimizin sorumluluğu, tüketicilerin de kredi kartı alırken bilinçli olması lazım. Tüketicinin eğitilmesi de önemli görevlerimizden birisi'' bilgisini verdi.
  
Halk Bankası İran İşlerini Usulüne Göre Yürütüyor
    
Öztekin'e, bankaların yurt dışında borçlanmasında bir risk olup olmadığı, Halk bankasının İran ile ticarete aracılık yapmasına ilişkin ABD'nin uyarısı ve halka arz sonuçlarına yönelik sorular da yöneltildi.

Bu Sorular Üzerine Öztekin, Şunları Söyledi:

''Kaldıraç rasyosu dediğimiz bir rasyo var, özkaynakların toplam aktife oranı... Avrupa'da bunu yüzde 3'e getirmeye çalışıyorlar, bizde yüzde 7,6'lar seviyesinde olup, Avrupa'nın oldukça üzerinde iyi bir noktaya sahibiz. Merkez Bankası, rasyoyu arttırdığında munzam karşılık oranlarını arttırıyor. Biz de sermaye özkaynaklarını arttırıyoruz. Risk gördüğümüz noktada her türlü düzenlemeyi yapıyoruz. Pasiflerin yüzde 15'i yurt dışı borçlardan kaynaklanıyor. Bu çok sorun oluşturmuyor. Maliyetler aşağıya doğru iniyor.

Halk Bankası İran işlerini usulüne göre yürütüyor. Bize ulaşmış olumsuz bir durum yok, herkes de bunu biliyor zaten. Kontrollü ve sorunsuz gittiklerini biliyorum. Halka arzda gelen talep Türkiye'ye olan ilginin göstergesi. Oldukça iyi bir talep.''
  
Rabobank İle Görüşmeler Sürüyor, Henüz Başvuruda Bulunmadı
    
Rabobank ile ilgili görüşmelerin sürdüğüne de değinen Öztekin, ''Henüz başvuruda bulunmadı. Hollanda Başbakanı bizim Başbakanımızdan yardım talebinde bulunmuş. Rabobank Türkiye'ye Şekerbank ile girmeyi arzu ediyor. Türkiye'ye ilgisi devam ediyor. İntasebank, Garanti Bankası ile Türkiye'ye girme arzusunda'' dedi.
   
Bankaların toplam mevduatlarını ilişkili firmalara kullandırması hakkında ise Öztekin, ''Şu anda bizim bankacılık ağırlığında bir firma veya bir gruba doğrudan ve dolaylı yüzde 25, ama ilişkili firmaya yüzde 20 mevduat banakları için kullandırabilmesi söz konusu. Özkaynakların yüzde 20'sini aşamazlar, ilişkili firmalara. Yatırım bankaları sektör açısından böyle bir risk oluşturmuyor, mevduat toplamadıkları için'' değerlendirmesini yaptı.
    
Sermaye Yeterlilik Rasyosu
    
Öztekin, kredilerin ani bir durumda geri çağrılmasına ilişkin olarak da, ''Banka bazında olabilir. 2008'de oldu. Bu da rotatif kredinin yenilenmesi ve borçlu cari hesabın kapatılma talebi. İş adamlarına, sanayicilerimize, vadeli kredilerle veya sermaye piyasası araçlarıyla yatırımlarını finanse etmelerini tavsiye ediyoruz. Sözleşmeye bağlı kredinin geri çağrıldığını düşünmüyorum'' yorumunu yaptı.

Öztekin, ''Sermaye yeterlilik rasyosu ile ilgili bir düzenlem olabilir mi- Oranda bir değişiklik olacak mı-'' şeklindeki soruya da, ''Daha ne kadar yükseltelim- Avrupa 10'a çıkartmaya çalışıyor. Sermaye yeterlilik rasyosu 16,5. Sermaye yeterlik rasyosunu arttırdığınızda bankların karlılığı üzerinde çok olumsuz bir durum oluşur'' karşılığını verdi.

T24

En Uygun Konut Kredisi Hangi Bankada? Bankaları Karşılaştırın.

Bankacılıkta Büyük Risk

BDDK Başkanı Öztekin, bankacılık sektöründe tek olumsuz görünümün yapısal faiz oranı riski olduğunu belirtti

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) buluşmalarında ekonomi gazetecileri ile biraraya gelen BDDK Başkanı Mukim Öztekin, Türk Bankacılık Sektöründe Eylül 2012 itibarıyla 48 olan banka sayısının Ekim ayı içerisinde faaliyete başlayan Odea Bank’ın da eklenmesiyle 49’a yükseldiğini belirtti.

Görüşmeler Sürüyor Henüz Resmi Başvuru Yok

Öztekin, 31 finansal kiralama şirketi, 78 faktoring şirketi, 13 finansman şirketi ve 8 varlık yönetim şirketi olmak üzere toplam 130 adet banka dışı mali kuruluşla birlikte kurumun denetimi altında 179 adet kuruluş bulunduğunu kaydeden Öztekin, ayrıca 3 finansal holding şirketi, 45 temsilcilik, 83 değerleme kuruluşu ve 3 derecelendirme şirketini de hesaba katılmasıyla kurumun doğrudan veya dolaylı sorumlu olduğu kuruluş sayısının 313’e ulaştığını dile getirdi.

Önemli ülkelerden ciddi bankacılık lisans başvuruları olduğununu bildiren Öztekin, Güney Kore, Hollanda gibi ülkelerde görüşmelerinin sürdüğünü, henüz resmi başvurunun olmadığını belirtti. İlk aşamada Mitsubish Bank’ta incelemeler yapıldığını ve bazı eksiklikler olduğunun bilgisini verdi.
Eylül 2012 itibarıyla Türk bankalarının yurtdışında 31 farklı ülkede; iştirak, şube ve temsilcilik şeklinde; toplam 143 organizasyon ile faaliyet gösterdiğini bildiren Öztekin, ”Bankalarımızın uluslararası mevzuata uyumu, teknolojik altyapısı, uluslararası piyasalar ile entegrasyonunun yüksek oluşunun yanı sıra; kriz döneminde mali yapılarında bir bozulma veya değer erozyonuna uğramamış olmaları, Türkiye’nin çevre ülkelerle olan tarihsel ve kültürel bağı, yakın coğrafyadaki ülkelerde görece geri kalmış bankacılık  sistemi ve potansiyeli dikkate alındığında, Türk bankalarının uluslararası düzeyde daha fazla söz sahibi olma imkanı olduğu görülebilmektedir. Hiçbir ülke ekonomisi döngüsel hareketlere karşı bağışıklığa sahip değildir. Bu durum ülkemiz için de söz konusudur. Önemli olan ekonomik göstergelerdeki bozulmalara karşı hazırlıklı olmak ve yığınak yapmaktır. Bu nedenle biz BDDK olarak ekonomik göstergelerin olumlu olduğu dönemlerde bankacılık sektöründe rezerv oluşturulmasını önemsiyoruz. ” diye konuştu.

En Büyük Risk Yapısal Faiz Oranı Riski

Bankacılık sektöründe risk türleri içinde tek olumsuz görünümün yapısal faiz oranı riski olduğunu ve bu riskin yukarı yönlü olduğunu kaydeden Öztekin, ”Teknik olarak bu durum bankacılık sektörünün riskidir. Ancak riskin ortaya çıkış nedenine bakınca, bankacılık sektörünün mecburen aldığı bir risktir bu. Yani, teknik olarak bakıldığında, bankacılık sektörü sanki farklı bir seçeneği varmış da uzun vadeli kredileri kısa vadeli mevduatla fonlayarak bir risk alıyormuş gibi görünmektedir. Oysa bu risk, özünde bankacılık riski değildir” dedi.

Türkiye’de mevduatın ortalama vadesinin çok kısa olduğunu bildiren Öztekin,  bu durumun yalnızca bugüne özgü olmadığını, mevduat sahiplerinde yıllarca süren bir alışkanlık olduğunu ve neredeyse yerleşik hale geldiğini dile getirdi.

Mevduatın vadesinin görünürde kısa olduğuna değinen Öztekin, görünümü değiştirmenin ekonomideki iyileşmelere bağlı olduğunu söyledi. Eskiden faiz oranlarının çok değişken olduğu ortamda 1 ay vadenin tercih edildiğini dile getiren Öztekin, şimdi 3-6 ayda yoğunlaşma görüldüğünü fakat arzularının daha uzun vade olduğunu belirtti.

Kazanmadan Harcar Duruma Geldik

Kur ve parite etkisinden arındırılmış olarak kredilerin ve mevduatın yıllık artış hızlarına bakıldığında, mevduat tarafında büyümenin uzun süredir kredilerin altında kaldığının göze çarptığını ifade eden Öztekin, (En son 2 Kasım itibarıyla toplam mevduatta kur ve parite etkisinden arındırılmış yıllık artış oranı yüzde 10) ülke olarak tasarruf eğiliminin, tarihin en düşük düzeyine gerilediğini söyledi.
”Bir bakıma kazanmadan harcar duruma geldik” diye konuşan Öztekin, Bu eğilimin artması, krizlerde Amerika ve Avrupa’da olduğu gibi bizi de zor durumda bırakabilir. Yakın geçmişte yaşanmış böyle bir örnek varken, bizim de aynı yöne doğru tedbir  almadan gitmemiz uygun olmaz. Bu nedenle tasarrufları özendirmemiz gerekiyor. Biz bankalarımızın sağlığını koruyarak, finansal sisteme güvenin sürdürülmesi noktasında konuya yönelik katkımızı veriyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Sermaye Yeterliliği Rasyosunda 0,1 Puanlık Artış

Öztekin, Türk Bankacılık Sektörü’nün 2001 yılından bu yana kat ettiği mesafeye ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

- Sektörün toplam aktifleri, 2001 yılından bu yana yıllık ortalama %20,7 oranında büyüyerek, 1 trilyon 308,5 milyar TL büyüklüğe ulaşmıştır.
- Sektörün toplam kredileri ise %32,1 artışla 755,6 milyar TL seviyesine yükselirken, bu artış bireysel kredilerde %44,2 ile daha da çarpıcıdır. Takipteki alacaklar aynı dönemde yalnızca ortalama %5,6 artışla 23 milyar TL olmuştur.
- Bu dönemde menkul değerler artış oranı kredilerin oldukça gerisinde kalmıştır.
- Mevduatında yıllık ortalama %19,3 artış gözlenen sektörün yurtdışı borçları Dolar bazında %40,5 artış gösterirken; pasif tarafta önemli bir artış, alternatif bir fon kaynağı olarak %33,6 ile ihraç edilen menkul değerlerde yaşanmıştır.
- Sektörün özkaynaklarının da bu dönemde aktif büyüme hızından daha yüksek olduğunu görüyoruz.
- Yüksek bir aktif kalitesine sahip olan sektörde, kredilerin takibe dönüşüm oranı Eylül 2012 itibarıyla %2,9 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu oran güncel verilere göre %3 seviyesindedir. 2001 yılında ise %25,2 gibi çok yüksek bir düzeyde olduğunu görüyoruz.
- Temmuz 2012 itibarıyla Basel II düzenlemeleri yürürlüğe girmiş olmasına karşın, sektörün sermaye yeterliliği rasyosu bir yıl öncesine kıyasla 0,1 puan artarak %16,5’e yükselmiştir. Görüldüğü üzere, sektörde kar dağıtımlarının sınırlandırılması, %12’lik hedef rasyo uygulaması gibi tedbirler neticesinde bankacılık sektörü güçlü sermaye yapısını korumayı başarmıştır.
- Mevduatın krediye dönüşüm oranı, kredilerin mevduata göre görece hızlı artması neticesinde Eylül 2012 itibarıyla %105,6’ya yükselmiştir. Oranın 2001 dönemindeki %34,4 seviyesinden geldiği noktalar, bankacılık sektörünün aracılık fonksiyonunun ne derece önemli bir yol kat ettiğini göstermektedir.
- 2001 döneminde sektörün zarar etmesi dolayısıyla negatif olan özkaynak karlılığı önceki yılın aynı dönemine göre 0,3 puan artarak %15,7’ye yükselirken; aktif karlılığı önceki yıldaki düzeyini korumuş ve %1,8 seviyesinde gerçekleşmiştir
- Ayrıca, milli gelire paralel olarak büyümeye devam eden bankacılık sektörünün toplam aktiflerinin Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla’ya oranı Aralık 2002 döneminde %60,7 iken; bugün %93’e yükselmiştir. Söz konusu oranın seviyesi, gelişmiş ve gelişmekte olan diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Türk Bankacılık sektörünün büyüme potansiyelini ortaya koymaktadır.
- Sektörün toplam aktiflerinin dağılımına baktığımızda, bankacılık sektörünün aracılık fonksiyonunun diğer bir göstergesi olarak kredilerin toplam aktifler içindeki payının da 2002 yılında %23 düzeyinde iken, Eylül 2012 dönemine gelindiğinde %57,7’ye kadar yükseldiğini; diğer taraftan, menkul değerlerin payının sürekli azalarak %21,2’ye gerilediğini görüyoruz.

Sektörde Yüzde 15 KAr Artışı Beklentisi

Bankacılık sektörüne ilişkin öngörülerini paylaşan Öztekin, sektörün 2012 yılını yüzde 15 civarında bir kar artışı ile kapatacağını, 2013 yılında da sektör karının istikrarlı artış trendini sürdüreceğini ve kredilerin artış hızının yüxfr 14-16 bandında olacağını öngördüklerini dile getirdi.

Bddk Başkanı Mukim Öztekin Açıklaması

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Mukim Öztekin, ne kadar sürerse sürsün krizin biteceğini belirterek, ''Türkiye kendisini kriz psikolojisine kaptırmamalı, Merkez Bankası'nın jargonuyla, temkinli de olsa iyimser olmalı'' dedi.

Öztekin, ''Bizim travmamız 2001 yılında yaşandı ve bitti. Bugün, Türk bankacılık sektörü büyük bir fırtınanın içinden sapasağlam çıkmış ve yoluna devam etmektedir'' diye konuştu.

Ekonomi Gazetecileri Derneği Buluşmaları'na katılan Öztekin, 5 Kasım'da, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch'in, Türkiye'nin kredi notunu bir kademe artırarak, yatırım yapılabilir düzeye çıkarttığını hatırlattı.

Öztekin, ''Türkiye Kasım ayının ilk günlerinden itibaren artık daha yeni bir Türkiye. Türk ekonomisinin son yıllarda gerçekleştirdiği değişim göz önüne alındığında bu not artırımı çok önceden yapılmalıydı'' dedi.

Diğer önemli derecelendirme kuruluşlarının da Türkiye'nin notunu yatırım yapılabilir seviyeye yükselteceğini ve 18 yıl sonra gelen Türkiye'nin bu yeniden yatırım yapılabilir ülke statüsünü teyit edeceğini umduğunu ifade eden Öztekin, ancak, diğer değerlendirme kuruluşlarının notu ne olursa olsun, Fitch'in değerlendirmesiyle kritik bir eşiğin aşıldığını dile getirdi.

Bundan sonra Türk ekonomisinin risk algısının daha da düşeceğinin açık olduğunu vurgulayan Öztekin, ''Gözlemler, not artırımının gerçekleştiği ülkelerde iki yıllık süreçte portföy ve doğrudan yabancı yatırımların ortalama olarak GSYH'nın yüzde 4'ü kadar arttığını gösteriyor. Bu olgunun Türkiye'de de gerçekleşmesi durumunda faizlerin aşağı yönlü hareket etmesi, büyümenin de yukarıya gitmesi şaşırtıcı olmayacak'' diye konuştu.

Türkiye'nin yeniden yatırım yapılabilir ülke statüsüne kavuşmasının, herkese farklı sorumluluklar ve görevler yüklediğine dikkati çeken Öztekin, kredi notunun yükseltilmesinde en önemli unsurlardan birinin de ''güçlü bankacılık sektörü'' olduğunu hatırlattı.

Öztekin, Türk bankacılık sektörünün, ABD ve Avrupa'da halen etkisini yoğun bir şekilde hissettiren krizde son derece ciddi bir testten geçtiğini ve bu sınavı başarıyla verdiğini söyledi.

-''Gelişmekte olan ülkelerin gündemini hala kriz yönetimi meşgul ediyor''-

Gelişmekte olan ülkelerin gündemini halen kriz yönetimi meşgul ettiğini belirten Öztekin, şunları kaydetti:

''IMF'ye göre bu ülkelerin krizi atlatması ve yeniden büyüme trendine girmeleri 2018 yılını bulabilecek. IMF'nin bu tahmini, önümüzdeki dönemin risklere gebe olduğunu göstermekte. Ancak, bu risklerin Türkiye'nin gündemini gereğinden fazla ve daha yoğun bir biçimde meşgul etmesine izin vermemek gerekir.

Türk bankacılık sektörü, sektör oyuncuları ve kurumsal oyuncularıyla önümüzdeki dönemde doğabilecek herhangi bir riski göğüsleyebilecek ve üstesinden gelebilecek tecrübe, bilgi birikimi ve olgunluğa sahip. Bugün itibariyle, Avrupa ve ABD krizin ilk şokunu atlatmıştır. Bundan sonra olabilecek riskleri daha soğukkanlı biçimde ele alacaklardır, ve kriz ne kadar sürerse sürsün bitecektir.

Türkiye de kendisini kriz psikolojisine kaptırmamalıdır. Merkez Bankası'nın jargonuyla, temkinli de olsa iyimser olmalıdır. Bizim travmamız 2001 yılında yaşanmıştır ve bitmiştir. Bugün, Türk bankacılık sektörü büyük bir fırtınanın içinden sapasağlam çıkmıştır ve yoluna devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerin iyileşmek için kullanacakları önümüzdeki süreyi, tedbiri elden bırakmaksızın, Türk finans sektörünün geleceği konusunda düşünceler geliştirmeye ayırabiliriz.''

-''Risk türleri içinde tek olumsuz görünüm, yapısal faiz oranı riski''-

Bankacılık sektörünün risklerinin birkaç başlık altında ele alındığını anlatan Öztekin, bu riskleri; kredi riski, piyasa riski, türev işlemler riski, yapısal faiz oranı riski, likidite riski ve yoğunlaşma riski olarak sıraladı.

''Kredi riskimiz, türev işlemler riskimiz ve yoğunlaşma riskimiz durağan, piyasa riskimiz ve likidite riskimiz aşağı yönlü'' diyen Öztekin, bu riskler açısından bankacılık sektörünün geleceğine ilişkin görünümün son derece olumlu olduğunu vurguladı.

Risk türleri içinde tek olumsuz görünümün, yapısal faiz oranı riski olduğunu ve bu riskin yukarı yönlü olduğunu ifade eden Öztekin, ''Bu risk kalemi, sektörün kısa vadede faize duyarlı varlık ve yükümlülükler arasındaki açığın devam edip etmediğini ölçüyor. Yani kısa vadeli mevduatla uzun vadeli kredileri finanse edip etmediğimizi ve bunun doğurduğu riski ölçüyor. Teknik olarak bu durum bankacılık sektörünün riskidir. Ancak riskin ortaya çıkış nedenine bakınca, bankacılık sektörünün mecburen aldığı bir risktir bu. Yani, teknik olarak bakıldığında, bankacılık sektörü sanki farklı bir seçeneği varmış da uzun vadeli kredileri kısa vadeli mevduatla fonlayarak bir risk alıyormuş gibi görünmektedir. Oysa bu risk, özünde bankacılık riski değildir'' şeklinde konuştu.

-''Türkiye'de mevduatın ortalama vadesi çok kısa''-

Türkiye'de mevduatın ortalama vadesinin çok kısa olduğunun altını çizen Öztekin, ''Her ne kadar bu mevduatın rollover kabiliyeti yüksekse de, mevduatın kaydi vadesi bir türlü uzamaz ve hemen hemen sabittir. Bu durum yalnızca bugüne özgü de değil, mevduat sahiplerinde yıllarca süren bir alışkanlıktır ve neredeyse yerleşik hale gelmiştir'' yorumunu yaptı.

Öztekin, işin kredi kısmında da farklı bir alışkanlık olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

''Teorik olarak, işletmeler ya da reel sektör, orta ve uzun vadeli yatırımlarının finansmanı için sermaye piyasalarını kullanır, bankalara kısa vadeli ihtiyaçları için başvururlar. Ancak bizde işletmeler her türlü kredi ihtiyaçları için genellikle bankacılık sektörünü tercih ediyor. Yani, reel sektörün makine teçhizat yatırımları için, borçlanma kağıdı ve uzun vadeli yatırımları için hisse senedi ihraç etmeleri beklenirken, bunu yapmazlar.

Bu ihtiyaçları için de bankaların fonlarından yararlanmak yolunu seçerler. Ancak, reel sektörün de bu yola başvurması zorunlu bir tercihtir. Çünkü, sermaye piyasamız şirketleri destekleyecek şekilde gelişmemiştir. Bunun da temel sebebi finansal sektörün şirketler ve piyasalarla ilgili yüksek kalitede bilgi üretememiş olmasıdır. Yani şirketlerin kredilerinin derecelendirilmesi, kurumsal bir hal alamamıştır.''

-''Basel-II, şirketlerde kurumsal yönetişimi ve kayıt dışılığın azalmasını teşvik edecek''-

Basel-II düzenlemelerinin Temmuz ayında tamamen hayata geçirilmesinin, atılan en önemli adımlardan biri olduğunu anlatan Öztekin, ''Basel-II gerçekte, bankalarda etkin risk yönetimini ve piyasa disiplinini geliştirmek, sermaye yeterliliği ölçümlerinin etkinliğini artırmak ve bu sayede sağlam ve etkin bir bankacılık sistemi oluşturarak finansal istikrara katkıda bulunmak amacını taşıyan bir standartlar bütünüdür'' dedi.

Basel-II ile birlikte yüksek derecelendirme notuna sahip şirketlerin diğerlerine göre daha avantajlı konuma geçeceğini vurgulayan Öztekin, bu hususun da şirketlerde kurumsal yönetişimin artması ve kayıt dışılığın azalması yönünde doğal bir teşvik mekanizması oluşturacağını ifade etti.

-''Bankacılık sektöründeki her yabancı yatırım girişimine kolaylıkla izin vermiyoruz''-

Göreve gelmesinin ardından Denizbank hisselerinin Rus Sberbank tarafından devralındığını ve Lübnanlı Odea Bank'ın Türkiye'de faaliyet göstermesine olanak sağlandığını anımsatan Öztekin, Rusya ve Lübnan'dan gelen bu taleplerin, yurt dışındaki krize rağmen Türk piyasasının ne kadar güvenilir olduğunu kanıtladığını söyledi.

Bu yabancı aktörlerin, Türk finans sistemindeki borç verilebilir fonların genişletilmesine katkı sağlayacağını anlatan Öztekin, ''Bunun yanında, ülkemize yönelik bankacılık sektöründeki her yabancı yatırım girişimine de kolaylıkla izin vermediğimizi, başvuruları titizlikle incelediğimizi Adabank örneği göstermektedir'' dedi.

Finansal sektörün canlılığının sadece yurt dışı talepleriyle sınırlı kalmadığını, yurt içinden de karşılık bulmaya devam ettiğini dile getiren Öztekin, bu çerçevede geçen süreçte 5 banka dışı mali kuruluşa kuruluş izni, 4 kuruluşa faaliyet izni, 22 kuruluşa da gayri menkul değerleme yetkisi verildiğini belirtti.

Ekonomik döngünün itici gücü olan bankacılık sektörünün, milli gelirdeki büyümeye paralel olarak son bir yıllık dönemde yüzde 7,8 oranında büyüyerek Eylül 2012 itibarıyla 1 trilyon 309 milyar lira büyüklüğe ulaştığı bilgisini veren Öztekin, Türkiye'de finansal sektörün çok büyük bir kısmını halen bankacılık sektörünün oluşturduğunu anımsattı.

Banka dışı kuruluşların da yaklaşık 48 milyar lira toplam aktife sahip olduğuna dikkati çeken Öztekin, bu rakam da dikkate alındığında, BDDK denetimi kapsamında bulunan kuruluşların toplam büyüklüğünün 1 trilyon 356 milyar lira seviyesine ulaştığını bildirdi.

-''Kurumumuzun denetimi altında 179 adet kuruluş bulunuyor''-

Türk bankacılık sektöründe Eylül 2012 itibarıyla 48 olan banka sayısının, Ekim ayı içerisinde faaliyete başlayan Odea Bank'ın da eklenmesiyle 49'a yükseldiğini anımsatan Öztekin, şunları kaydetti:

''31 finansal kiralama şirketi, 78 faktoring şirketi, 13 finansman şirketi ve 8 varlık yönetim şirketi olmak üzere toplam 130 adet banka dışı mali kuruluşla birlikte Kurumumuzun denetimi altında 179 adet kuruluş bulunmaktadır. Ayrıca 3 finansal holding şirketi, 45 temsilcilik, 83 değerleme kuruluşu ve 3 derecelendirme şirketini de hesaba kattığımızda Kurumun doğrudan veya dolaylı sorumlu olduğu kuruluş sayısı 313'e ulaşmaktadır. Türk bankacılık sektörü, yurt dışında da önemli bir varlığa ulaşmış durumda. Eylül 2012 itibarıyla bankalarımız yurt dışında 31 farklı ülkede iştirak, şube ve temsilcilik şeklinde, toplam 143 organizasyon ile faaliyet göstermektedir.''

Beyaz Gazete

En Uygun Konut Kredisi Hangi Bankada? Bankaları Karşılaştırın.